29 Eylül 2010 Çarşamba

Toplantı ve İçimden geçenler

Okula yeni atanan müdür beni hayli şoke etti..
  demekki siyasetin kol gezdiği bu zamanlarda okullarda, korkusundan doğrularını yutanların, ses çıkaramayanların neme lazımcıların arasında azda olsa, hala ilkeleri doğrultusunda, korkusuzca dik durabilen, atatürkçü, demokrat ve aydın eğitimcilerde varmış dedirtti...

Neyse veli toplantımızdan tek tek kısaca  hal ve durumumuz...                

Türkçecimiz
-Sanırım ailece eski dost ve arkadaş olduğumuz için benle oldukça resmi..Sanki hiç tanışmıyoruz edalarıyla 3 yıldır sizli bizli..yakınlığımızı arkadaşlarından saklıyor gibi..Allah aşkına ne tembihliyorsunuz bu çocuğa..
        
-Çok gururludur..Sende tahmin edersinki, çocuklar çok daha acımasız eleştiri yapabiliyorlar..başarısının sana olan yakınlığımızla ilintili olma ihtimalini ortadan kaldırıyor galiba...
                                                       


 Matematikcimiz
-Çok efendi bir çocuk (....) diyince ilk önce ses tonu geliyor aklıma.Harika bir ses tonu ve diksiyonu var ben bu çocuğun ses tonuna hayranım, kessinlikle değerlendirin :)  
(Şaşkınlıkla birlikte yüzüme yayılan bir gülümseme...)

-Farklı bir zekası var.. (Biliyorum edasıyla hafif bir gülümseme)
Çok zeki bir çocuk.. Sorduğum soruyu neredeyse daha bitirmeden, kalem kağıt kullanmadan havada yakalıyor....
( Oldukça emin bilirim bilirim kafa sallaması)

-denklem yoluyla değilde kısadan..nasıl yapıyor, hangi yoldan yapıyor hala çözemedim..(Şıkları sallıyor olabilirmi hocam diyorum..)
-Kesinlikle hayır diyor..

Fencimiz
-(....) üstü başı düzgün, masası herdaim düzenli ve temiz, sevdiğim, takdir ettiğim, çok saygılı vede başarıyı yakalayabilecek bir öğrencim...
(yüzümde güller açıyor...)

-ve biliyorumki anne ve babası olarak sizlerin (....' nun) üzerindeki payınız çok büyük..sizi kutlarım...
(gül ne kelime..gül bahçeleri açılıyor.. ama yüreğimde..diğer velilere ayıp olmasın diye sevincimi yaşayamıyorum bile..yüzümün kaslarına engelleyerek hafif bir gülümseme yayılıyor göz bebeklerime doğru.

İngilizcecimiz
-Sınıftaki en efendi temiz ve düzgün bir çocuk..Oldukça aktif, zeki ve çalışkan olmasına rağmen ödev tembeli..
(hımmm sorarım ben ona)

-soruları en kısa haliyle cevaplıyor defterine..daha doğrusu bu çocuğa yazmak zul geliyor..
(tehdit vari kafa sallayıp, "adam ederim ben onu" diyorum içimden)

-bir de sanırım jöleye izin vermediğiniz için sık sık saçlarını ıslatıp dikliyor..böyle devam ederse allah korusun sinüzit olacak..
hımmm..kafa sallamalar artıyor.."eh be çocuk sormazmıyım ben sana..o kalpağa benzeyen saçlarımı illede 3 numaraya vurdur diyorsun ")..

 
-Ayrıca hala anlamış değilim arada bir sağına soluna yada arkaya dönüp fısıldaştığında diğer öğrencileri gülme krizine tutturuyor..Ne söyleyip güldürdüğünü bir türlü öğrenemedim..Gerçi yaşları gereği bunları görmemezlikten geliyorum:) 

Nedense bende anlayamamıştım o an oradaki velilerin gülüşmelerini ...
benimkine daha sonra sorduğumda öğrenip anlayacağım ki; ingilizceci öğrencilere doğru yaklaşırken, benimki sağına soluna yada arkasına dönerek, şemsiyesi olan varmı? diye sorarmış..Neden çocuğum diye sorduğumdaysa ingilizceci yaklaştığında konuşurken tükürük saçarak konuşuyormuş ve tüm sınıftaki öğrencilerin "yüzümüzü ıslıyor" diye en büyük muzdarip dertleriymiş  

(be hocam bu devirde ayıp değilmi? tamam size saygı duyuyorum..meşakkatli bir iş..büyük emekler harcıyorsunuz, çocuklarınızın birini doktor ötekini mühendis etmişsiniz..lakin öndeki o iki dişinizi dişçiye gidiverip bi doldurtsanız hani diyorum..paranızı mezara götüremeyeceğiniz gibi bu çocukları da bu muzdarip dertten kurtarıverseniz iyi olur be hocam  
              

Resimcimiz
Ben hayatımda resim konusunda, üstelik annesinin yağlı boya tablolarını gördükten sonra bu kadar kabiliyetsiz bir çocuk görmedim    
  
(İşte bu geni eksik ) yapacak bişey yok..laf aramızda resimlerini ben çiziyordum  güya hemde en acemi ve çirkin haliyle çaktırmadan..meğer çakıyormuşta haberimiz yokmuş..:PP

bakınız


dakka tut dedim
onunki (7 dakika eseri)..


                                                                                          


benimki (3 dakika )... 







26 Eylül 2010 Pazar

Öldüremediğim











Öldüremediğim bir tarafım var içimde...
İçimin muhalif seslerine, 
içimin öteki muhalif sesleri itiraz eder durur..
O vakit delice bir özlem ayaklanıp, 
setleri, duvarları aşarak, 
yokuş aşağı yuvarlanmaya başladığında, 
karşı konulmaz bir güçle 
içimin muhalif sesleri karşı çıkarlar yeniden..

İşte o vakit ben hep burdayım.. 





22 Eylül 2010 Çarşamba

3 şey :)

Eski doğulu düşünürlere göre, dünyada geride bıraktıkları 3 şey huzura kavuştururmuş insanları...


 1- erkek evlada sahip olmak (neslini sürdürmesi için)



2- ağaç dikmek (evrenin düzenini korumak için)



3- Kitap yazıp eser bırakmak (öldükten sonra isminin anılması için )  



Ben ikisini yaptım..Gerisi yaşayacağım hikayeye kalmış:)

Ee ne bekliyosun?

Hadi durma sende huzura kavuş :







18 Eylül 2010 Cumartesi

Şeytan Diyor ki :)



Sabahın kör saatinde arka bahçedeki bu horozu kim uyandırır.?
Niye uyandırır?
Ne diye uyanır?
Niye öter?
Ne diye öterki?





Sırf horoz sesiyle doldurulmuş bi kaseti git yerleştir geceden kümesine,
ötsün dursun kulağına saatlerce..
gör bak bi daha ötüyor mu ertesi güne.. 


15 Eylül 2010 Çarşamba

Kim Tutar Seni


Sabah saatin 6 sı ve ben her zamanki gibi tabana kuvvet sahil koşusundayım..Kulaklığımda, Neşat Ertaşın kaşların karasına türküsü çalıyor..
Koşuyu bırakıp oynamamak için dürtülerimle epey bir savaş veriyorum..

Olsun diyorum eve dönünce bu türküyle oynamassam namerdim diyorum :))


Evet bugün oldukça manik bir gündeyim...Tutmayın en güzel elbiselerimi giyip en güzel yemeklerimi yapıcam, Ayşe teyzenin deterjanlarıyla donanıp tuvaletlere banyolara balkonlara dalıcam..olmadı uçucam..yok yok serbest bırakılmış bir gülle gibi istediğime çarpıp patlıyıcam..sonra kendi kendimi imha edicem..hey haattt ..! ne zor şey bu maniklik yahu..dolup taşan bu enerjimi nereye harcasam bilemedim :))


13 Eylül 2010 Pazartesi

Unutulmuş

Sabah çocuğu dersaneye götürürken benzinliğe girip depoyu doldurduktan sonra kasaya yönleniyorum..Kasadaki beyfendiye kartımı uzatıyorum..
Bir kaç denemenin ardından hanfendi post cihazı kartınızı okumuyor, hata veriyor deyince  
-Alla allah nasıl olur? vermemesi lazım diyorum..
-Telaşlanmanıza gerek yok..Üzerinizde nakit yoksa siz işlerinizi halledin dönüşte uğrarsınız deyince içimden hmmm tanıdık müşterileri olmanın güzel tarafı diyor ve oradan çıkıp bankaya yol alıyorum..
Tam otoparka girecek oluyorumki eşimle rastlaşıyoruz..Kısaca sorunu anlatıp birlikte bankaya giriyoruz..Sıra bana gelince banka çalışanına sorunu anlatıyorum..Bir kaç dakikanın ardından bankacı bana uzun süreli kullanılmayan kartlarda bu tür sorunlar olabilirliğini vs. gibi bür sürü şey anlatıyor..

Sonra dönüp bana,
-Sizin bu bankada 2 hesabınız varmış diyor
-Hayır yanlışınız var tek hesabım var diyorum..
-Hanfendi burda birde döviz hesabınız var diyor..
-Aa olabilir önceden açtırıp sonra kapatmışımdır diyorum..

Kadın bi bana bi eşime bakarak sanki gizlenen bir şeyi saklar gibi ne diyeceğini şaşırıyor ve gülümsüyor :))

-Eşimle birlikte meblağ yoktur muhtemelen diyoruz..
Tekrar tedirgin ama gülümseyerek "var" diyor..
-Ne kadar? diye soruyorum
-Şu şu kadar dolar diyince
-Eşim  ve ben her ikimiz birden büyük bir şaşkınlıkla neeee ? diyoruz :)

 kadın şüpheyle bi bana bi eşime bakıp gülümsüyor..

-Ya ben bunu nasıl unutmuşum diyorum..
bir an kendimi bunamış, kendinden bi haber hafızasını kaybeden yaşlılara benzetip "Seni bunak kadın seni" diyorum kendi kendime :))

bankacı kadın şaşkınlığımı görünce kesin eşimden sakladığım bi hesap olduğunu düşünerek belkide ağzında gevelemek zorunkaldı diye düşünüp pişkin bir gülümseme yerleşiyor yüzüme :))

Neyseki sabah sabah  karttaki arızanın verdiği bu öfkenin yerini, zavallı, bir kenarda unutulmuş vadesiz olduğundan ana paranın azalmış olduğu döviz hesabı beni hayli memnun, pek memnun, duble memnun :)))  etmiş olup, bende tüm sinirleri alınmış sırıtan bir yüz ifadesi alıyor :)
o şimdi evde paracıklarını sayıyor :))))





Referandum ve Maç





Aziz Nesinin söylediği o yüzdelikteki kısıma sanki maç sonu evet hediyesi olarak 
vuvuzela verdiler uygun yerinize diyerek..  :))



12 Eylül 2010 Pazar

Bu sabah



Kırılan 3 yumurtanın ardından dördüncü yumurtada civciv çıkınca 
haliyle tüm iştah kaçıyor ve mide alt üst oluyor :(  
Şimdi referandum için sandık başına gidiyorum.. 
Bakalım ilerleyen saatlerde daha neler çıkacak..


4 Eylül 2010 Cumartesi

Eskidendi o eskiden :)


Canları balkonda kahvaltı keyfi çekince, davetsiz arıların istilasıda kaçınılmaz olur..."Aaa içeri arı geldi" diye bağıran evin küçüğüne "yavrucum burası dışarısı, yani bizler buna balkon deriz" diyerekten bıyık altından güler evin annesi :))  ama ardı arkası kesilmeyip "aaa bi tane daha girdi" der evin küçüğü..."hay allah! şimdi niye geldiniz ki? Henüz kahvaltımızı yapmadık..Ne ara duydunuz da geldiniz? " deyip elinde peçetesiyle gardını alır zamanın renksiz arılarına karşı evin annesi ... :)
-Eskiden arılar pekmeze gelirdi yavrucum, bala gelirdi..
-Nerdeee o eski bal dudaklı arılar ? :))
-Eskidendi o eskiden :)))) 
-Şimdiki ibnetör arılar ete geliyor, etee... :)))



3 Eylül 2010 Cuma

Kontrolsüz


Yaşamı fazlaca karışmış
ve kontrolden çıkmış zavallıyı her düşündüğünde,
öleceği güne kadar beraberinde taşıyacağı
kötü bir deneyim gelir aklına..