Prosedür-prosedür-prosedür..Herşey o kadar gereksiz ve o kadar yorucuki insanın yaşama isteği bile kayboluyor..Bir haftadır yok su aboneliği, yok elektrik, yok doğalgaz aboneliği derken suskunlarulkesi koşuşturmaktan helak ve bitap düştü..
Üstelik yurdum halleri sadece televizyonlarda gösterilen hastaneyi basan kedilerden ibaret değilmiş..Tapu dairesinde sıra beklerken anormalin biri, insanların oturduğu koltukların önüne bakarak "sendemi burdasınn, sıra o tarafta, kooşş koşş hemen sıraya girr " akordu yüksek sesiyle söylenirken, karşımdaki koltuğun altından sanki şehrin tüm farelerini midesine indirmiş kadar koccaman, gözlerini parlatmış ve her an gözüme dalacak gibi gardını almış olan kahrolasıca kediyi miyavlayarak kaçarken görünce akordsuz sesimle tüm yanım sıra koltuktakileri havaya fırlattığımda, karşıdaki anormal " ne bağırıyosun sadece sıraya girecekti" ha suphanallah !!!
Sonra anladımki bü ülkenin kediside, manyağıda, anormalide bitmez kardeş..çıks..bitmez !!!
Kulakları çınlasın, babaannem sağ olaydı, kesin "bu korkuyla çocuğunda olmaz senin" derdi..
Gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mayıs 2011 Çarşamba
22 Nisan 2011 Cuma
Uzaylılarla başımız dertte..
Uzaylılar dünyayı ele geçirmişler..arda uzaylı kralın oğluymuş..kralın bir çekirdeği varmış.çekirdek,uzay çekirdeği gibi bişeymiş, kral o çekirdeğin içine girenlere bişey yapmıyacakmış, arkadaşları sırayla çekirdeğe girmeye çalışmışlar, tam sıra buna gelmişki uzay kralı çekirdeği küçültüp yutmuş..buda küçülmüş küçülmüş kralın içine girmiş, güya içerisi kendi okuluymuş..
kral oradakilere "beni bulursanız sizlerin hayatını bağışlıycam" demiş ve kralı ilk bulan buymuş..
fazla bilim kurgumu izlemişiz ne? anlayamıyorum..
anladığım bişey varsa o da günümüz çocuklarının rüyaları bile uzaylı....
13 Nisan 2011 Çarşamba
İçinden Konuşmak
Aile dışından birileriyle oturup konuştuğumuzda görenler bu ne nezaket deyip ağzları açık kalır..Öteki berikine,beriki ötekine herkes birbirine saygılı, birbirlerine öncelik tanımada sınır tanımaz..Lakin bir iki ay aralarla mola verilip biraraya gelinildiğinde, bunu biranda nasıl beceriyoruz hala anlamış değilim ama ikide bir lafa giren çocuk konumuna giriveriyoruz anında..
Herkes ben anlatıcam içgüdüsüyle bir anda hayvanlaşabiliyor..Az susta motorun soğusun gibi iğrenç espriler havada uçuşuyor.. Sanki beni ödüllendiriyorlarmış gibi ben anlatıcam ben anlatıcam..tamam o kısmını sen anlat ama restorant kısmını ben anlatıcamlarla başlıyorlar dedikodunun anasını ağlatmaya ..o kocasına demiş ben onu hazzetmiyorum..kocası dediki demiş onun annesi kime diyo öyle diye demiş..demişki, dediki, diyoki, diyosiyeki..Bizimkiler molalarda böyle dedidikili,diyokili,demişkili bir dil kullanıyolar yemin ederim çince daha kolay..
İçimden hepsini susturup banane hamdiyenin ayküsü düşük gevşek ağızlı kızından deyip haykırmak istiyorum ama ne mümkün..
hepsi laf ebesi olmuş çıkmış anasını satıimm..sanki antremanlı gelmiş ninja kaplumbağalar gibiler..
Onlar benden çok daha iyi çemkiriyorlar..Ben zaten oldum olası hiç çemkirememişimdir...
Tek yapabildiğim soyunuz sopunuz maymuna çeviresiciler, boyunuz posunuz eyfel kulesinden devrilesiceler, köse damatların haremlerine gidesiceler deyip koca karı laflarıyla çemkirmekten öteye gidemiyorum..zaten onuda içimden söylüyorum..bazen içinden söylemek iyi geliyo..kimseler duymuyor..kafan rahat oluyo..kimseyle uğraşmıyosun uğraştırmıyosun..
Onlar benden çok daha iyi çemkiriyorlar..Ben zaten oldum olası hiç çemkirememişimdir...
Tek yapabildiğim soyunuz sopunuz maymuna çeviresiciler, boyunuz posunuz eyfel kulesinden devrilesiceler, köse damatların haremlerine gidesiceler deyip koca karı laflarıyla çemkirmekten öteye gidemiyorum..zaten onuda içimden söylüyorum..bazen içinden söylemek iyi geliyo..kimseler duymuyor..kafan rahat oluyo..kimseyle uğraşmıyosun uğraştırmıyosun..
19 Aralık 2010 Pazar
Yokluğun Varlık Olduğu En Güzel Zamanlar
Çıkan şiddetli rüzgardan sonra camdan bakınca yolun bu tarafı gecenin sessizliğine bürünmüş, tamamen karanlık kör bir kuyu gibiyken yolun karşı tarafını gören çocuk " şu işe bak! bu taraf karanlığa gömülürken karşı taraf disco disco partizane" deyip tuhaf tuhaf bakınıyor...
Belliki uzun süre gelmeyen elektrikler yüzünden evin ve sokağın karanlığa bürünmesi onu tedirgin etmişti..
Karanlıktan ürkmemek gerektiğini en güzel cümleler kurarak anlatmaya çalışırken, bir yandanda sımsıkı sarıp sarmalıyorum..
"Çocukken sık sık elektrikler kesilirdi ama bu bizleri çokda fazla etkilemezdi..hatta o zamanın çocukları bizler, bu durumu eğlence haline getirirdik...Karanlıkta ufacık mum ışığıyla gölge oyunları oynardık..Hikayeler anlatır, birbirimizi korkutmaya çalışırdık.."deyince bayağı bi çocukça bulduğundan bıyık altı hafif tebessüm ediyor...
"Çocukken sık sık elektrikler kesilirdi ama bu bizleri çokda fazla etkilemezdi..hatta o zamanın çocukları bizler, bu durumu eğlence haline getirirdik...Karanlıkta ufacık mum ışığıyla gölge oyunları oynardık..Hikayeler anlatır, birbirimizi korkutmaya çalışırdık.."deyince bayağı bi çocukça bulduğundan bıyık altı hafif tebessüm ediyor...Şimdi gölge oyunu oynayalım mı desem sanki kuşlar bile gülecekmiş gibi oluyor insan :)
Ama gelmeyen elektrikler sayesinde ve gecenin karanlığında, demlenen çay ve yanındaki kekle birlikte, battaniyelere sarıldığımız bu iki gece boyunca yapılan sohbet ve kahkahalar içimizi ısıttı..
Ben anlattım onlar dinledi..
onlar anlattı ben..
anlattım..anlattı..anlattık :)
Ama gelmeyen elektrikler sayesinde ve gecenin karanlığında, demlenen çay ve yanındaki kekle birlikte, battaniyelere sarıldığımız bu iki gece boyunca yapılan sohbet ve kahkahalar içimizi ısıttı..
Ben anlattım onlar dinledi..
onlar anlattı ben..
anlattım..anlattı..anlattık :)
Ve göz kapaklarımızın çöken ağırlığını hissetmeye başlarken anladımki, bazen yokluk en güzel varlık olabiliyordu kısacık yaşamlarımızda...
14 Aralık 2010 Salı
hııh..
Bugün..
sadece..
kendini sevmek istiyor suskunlarülkesi..
sadece..
kendini sevmek istiyor suskunlarülkesi..
Başka..
kimseyi..
hiç birşeyi sevmek istemiyor..
kimseyi..
hiç birşeyi sevmek istemiyor..
..
23 Kasım 2010 Salı
Düşünüyorum ...?
Çocukken babaannem, eve gelen misafirlerinizin yatağını en iyi şekilde yapın..hatta yatağı hazırladıktan sonra şöyle elinizle kontrol edip sonrada oturun ve yaylanın..eğer rahatsa o yatakta misafirinizi yatırabilirsiniz derdi..
Ve hayli kalabalık geçen bir bayram sonrası duyduklarım..
Yataklar pofidik pofidikmiş..
Hiç kalkmak istememişlermiş..Ama sırf dedikoduya zaman ayırabilmek için sabahın altısında kalkmışlarmış :))
Yemek ve hizmet yüz tam puan almışmış :))
Hele hele evdeki temizlik ve düzene bayılmışlarmış...
Gitmeden son gün hernekadar hayır dediysemde ısrarla geldiğimiz ilk günkü gibi bırakalım deyipte yaptıkları temizliği seve seve zevkle yapmışlarmış..
Bu kadar geniş yayla gibi evi temizlemeyi kim istemezmişki ? :))
Ha birde duyduğum bişey daha var..
"Anne ya, biz bunları istanbula davet ettiğimizde, bunlar kadar ev ve piknik hizmetleri yapamayız..Resmen s.çtık :))) Neyse, bizde boğaz sefaları yaptırırız " :)
Ev sahibi olarak bunları duymak güzel şey..Çocuğundan büyüğüne herkesi idare et, ortamı yumuşat, aman kimse kırılmasın, herkesin istediği olsun diye çırpın dur, hep başkaları için çaba..hep başkaları için huzur..hep başkalarını dinle, hep başkalarının derdine çare ara, hep başkaları için ömrünü tüket..
Peki ya kendim..?
Kendim için ne yaptım..?
düşünüyorum..
|
3 Kasım 2010 Çarşamba
Ben Keriz Semt Pazarında :)
Geçen hafta epeydir gitmediğim semt pazarına gitmiş ve aktarlardan aldığım zencefili pazarda görünce üstelik köylü kadının ayakları çamur içerisinde zayıfça,çelimsiz görünce acıyıp tüm eşe dosta dağıtacak kadar fazlasıyla alıp verdiğim paranın üstünüde almamıştım...
Hafta boyunca bitki çaylarına, ıhlamura, yaptığım keke vs..katarak tüketmeye çalştım..hani çok çok faydası var diyerekten :))
Hafta boyunca bitki çaylarına, ıhlamura, yaptığım keke vs..katarak tüketmeye çalştım..hani çok çok faydası var diyerekten :))
Ve alışkanlık yapmış olsa gerek, bu haftaki semt pazarına da gittim..Aynı kadıncağızı görünce sonra bakarsın biter gelmez filan diyerekten zencefil kaç lira deyip sorduğumda pazarcı kadın fiyatını söyler söylemez yanımdaki teyze "kızım bu zencefil değilki..bu yer elması" deyince kandırılmış,aciz, biçare ufo görmüş sincaplar gibi afalladım..
-Nasıl yani ? eminmisiniz diye sorduğumda, teyze pazarcı kadına dönerek neden müşteriyi kandırıyorsun? doğruyu söylesene deyince, pazarcı kadının pişkin pişkin gülerek "bende bilmiyorum ne olduğunu" lafıyla hepten tüm sinirlerimi zıplattı..İçimden kızmak, bağırmak, söylenmek geçsede hey allahım bununlamı sınıyorsun beni sinir gülmesiyle, içimden sus bişey söyleme dedim kendi kendime.. ve haksızlığa asla tahammülü olmayan ben, öylece mal gibi baka kaldım pazarcı kadına...
Sonra eve geldiğimde nete girip, şu bir hafta boyunca tükettiğim yer elmasının faydalarına bi bakayım dedim.. Meğer ne çok faydası varmış..Bol miktarda fosfor, demir ve kalsiyumun yanı sıra A ve C vitaminleri içeren yer elması anne sütünü artırıyor, yaşlılara güç veriyor,bağışıklık sistemini güçlendiriyor.. kansızlığa, romatizma, gut hastalığı, kabızlık ve sindirim zorluğundan yakınanlara, ayrıca tok tutucu özelliği ve az kalori içermesi nedeniyle diyet yapanlar için ideal bir sebzeymiş...
(baktı, bu sıralar bu kul doymak bilmiyor, üstelik sindirim zorluğu çekiyor, bunun bi b.k yapacağı yok, kula bir el atayımda şapşal kulum kendine gelsin dedi zahir... :))
Ama bu pazarcı kadına olan öfkemi geçirmedi tabi..Eskiden köylü denilince, saf temiz duygulara sahip kırılgan, utangaç ve de gururlu insanlar gelirdi aklımıza..
Oysa şimdi bazıları insanlıktan çıkıp cin olmuş maaşallah..
Şeytan diyorki git yerleş bir köye , en güzelini, en kalitelisini, en organiğini yetiştir, sonra gel bu ürünleri en ucuzundan çıkar pazara, gör bak bu pazar cinleri siliniyormu silinmiyormu ortalıktan..:))
Etiketler:
Gün
6 Ekim 2010 Çarşamba
Meraklılarına :))
İşe gitmediği zamanlarda sabahın kör saatinde kalkan eftenpüften kişisi kısaca neler yapar..
saat 5:00
önce, şükür allahım bugünede gözümüzü açtırdın der ve yataktan fırlar..odalarda dolanır camları açar evi havalandırır..öte berileri toplar toparlar..ortalığı düzenleyince biraz koltuğa uzanır tv yi açar..kanaldan kanala haber programlarına göz atar..oturduğu yer batmaya başlayınca tekrar kalkar..mutfağa yönlenir..günün yemeğini yapmak için malzemelerini çıkarır..tenceresini ocağın üzerine koyar ve pişmeye bırakır..
saat :6:00
üstünü giyinir günlük koşusu için müzik çalarıyla birlikte kendini dışarı atar..tam koşu pistine gelir kulaklıklarına taktığı müzikçalarından ses çıkmayınca telefonun şarjının bittiğini anlayınca delirir..öfkesinden koşunun temposunu daha bi arttırır..koşu bitmiştir evin yolu tutulur..hemen duşa girilir..
saat : 6:30
duştan sonra her gün yapmak zorunda olduğumuz günün altın kahvaltısını hazırlar masayı donatır, çayı demler ve biraz daha uykularını alsınlar diye ses çıkarmadan tembellerin kalkmasını bekler..
saat : 7:00
herkes kahvaltı masasında birbirinin ağzına bişeyler tıkmakla meşgulken benim kafadan 40 tilki geçer..bugün şunu yapayım bunu yapayım..derken kahvaltı faslı biter herkes yoluna der ayrılırız.
saat :7.30
veee evde tek başına..yapılacak işde kalmamıştır.. tekrar tv başına şu manyak programlardan biraz daha manyak şeyler duymak için kanal kanal dolaşır sonra öfke sinir ve küfürler ardı arkasınca kesilmeyince tv kapatılır..
saat : 10:30
biraz nette dolanayım bari der ve girer eftenpüften sitelere..ara ara mutfağın yolunu tutar kendine bişeyler hazırlar tekrar pc başına oturur keyifle..biraz kalkıp eşi dostu arayayım der alır eline teli başlar numaraları çevirmeye..ve eninde sonunda evden dışarı atmak için bi program yapar kendine..
saat : 4:30
gün bitince evin yolunu tutar, üst baş değiştirilir, kollar sıvanır ve geçer mutfağın başına.. yapar, yapar,yapar...yaparda yapar işte..en büyük zevkidir çeşitleri ortaya çıkarmak..
saat :19:00
akşam yemeği için tekrar yemek masasında birleşir herkes..her yemeği tadımlarlarken "lütfen gir şu yemek yarışmasına" derler :) bense "bu yaşıma kadar kimseyi dövmedim bu yaştan sonra abuk sabuk, saçma sapan eleştiri yapan manyakları dövüpte başımı belayamı sokayım ? " der ve sonu gelmeyen gülüşmelerin başlangıcını yaparım..
saat :20:00
herkes bi hoş olmuştur..teprenecek hal kalmamıştır..biraz sohbet... günün getirdiği hoş yada hoş olmayan mevzular anlatılırken her akşam nasıl olur bir türlü anlayamam biri odasına çekilir öteki pc başına ve eftenpüften kişisi dolanır durur elindeki kumandayla tek başına..
saat :23:00 ya da 24:00
gün bitmiştir..
sessizlik...
ve herşeye rağmen
Etiketler:
Gün
29 Eylül 2010 Çarşamba
Toplantı ve İçimden geçenler
Okula yeni atanan müdür beni hayli şoke etti..
demekki siyasetin kol gezdiği bu zamanlarda okullarda, korkusundan doğrularını yutanların, ses çıkaramayanların neme lazımcıların arasında azda olsa, hala ilkeleri doğrultusunda, korkusuzca dik durabilen, atatürkçü, demokrat ve aydın eğitimcilerde varmış dedirtti...
demekki siyasetin kol gezdiği bu zamanlarda okullarda, korkusundan doğrularını yutanların, ses çıkaramayanların neme lazımcıların arasında azda olsa, hala ilkeleri doğrultusunda, korkusuzca dik durabilen, atatürkçü, demokrat ve aydın eğitimcilerde varmış dedirtti...Neyse veli toplantımızdan tek tek kısaca hal ve durumumuz...
Türkçecimiz
-Sanırım ailece eski dost ve arkadaş olduğumuz için benle oldukça resmi..Sanki hiç tanışmıyoruz edalarıyla 3 yıldır sizli bizli..yakınlığımızı arkadaşlarından saklıyor gibi..Allah aşkına ne tembihliyorsunuz bu çocuğa..
-Çok gururludur..Sende tahmin edersinki, çocuklar çok daha acımasız eleştiri yapabiliyorlar..başarısının sana olan yakınlığımızla ilintili olma ihtimalini ortadan kaldırıyor galiba...
-Çok gururludur..Sende tahmin edersinki, çocuklar çok daha acımasız eleştiri yapabiliyorlar..başarısının sana olan yakınlığımızla ilintili olma ihtimalini ortadan kaldırıyor galiba...
Matematikcimiz
-Çok efendi bir çocuk (....) diyince ilk önce ses tonu geliyor aklıma.Harika bir ses tonu ve diksiyonu var ben bu çocuğun ses tonuna hayranım, kessinlikle değerlendirin :)
(Şaşkınlıkla birlikte yüzüme yayılan bir gülümseme...) 

-Farklı bir zekası var.. (Biliyorum edasıyla hafif bir gülümseme)
Çok zeki bir çocuk.. Sorduğum soruyu neredeyse daha bitirmeden, kalem kağıt kullanmadan havada yakalıyor....
( Oldukça emin bilirim bilirim kafa sallaması)
( Oldukça emin bilirim bilirim kafa sallaması)

-denklem yoluyla değilde kısadan..nasıl yapıyor, hangi yoldan yapıyor hala çözemedim..(Şıkları sallıyor olabilirmi hocam diyorum..)
-Kesinlikle hayır diyor..
Fencimiz
-(....) üstü başı düzgün, masası herdaim düzenli ve temiz, sevdiğim, takdir ettiğim, çok saygılı vede başarıyı yakalayabilecek bir öğrencim...
(yüzümde güller açıyor...)
-ve biliyorumki anne ve babası olarak sizlerin (....' nun) üzerindeki payınız çok büyük..sizi kutlarım...
(yüzümde güller açıyor...)
-ve biliyorumki anne ve babası olarak sizlerin (....' nun) üzerindeki payınız çok büyük..sizi kutlarım...
(gül ne kelime..gül bahçeleri açılıyor.. ama yüreğimde..diğer velilere ayıp olmasın diye sevincimi yaşayamıyorum bile..yüzümün kaslarına engelleyerek hafif bir gülümseme yayılıyor göz bebeklerime doğru.
İngilizcecimiz
-Sınıftaki en efendi temiz ve düzgün bir çocuk..Oldukça aktif, zeki ve çalışkan olmasına rağmen ödev tembeli..
(hımmm sorarım ben ona)
-soruları en kısa haliyle cevaplıyor defterine..daha doğrusu bu çocuğa yazmak zul geliyor..
(tehdit vari kafa sallayıp, "adam ederim ben onu" diyorum içimden)
-bir de sanırım jöleye izin vermediğiniz için sık sık saçlarını ıslatıp dikliyor..böyle devam ederse allah korusun sinüzit olacak..
hımmm..kafa sallamalar artıyor.."eh be çocuk sormazmıyım ben sana..o kalpağa benzeyen saçlarımı illede 3 numaraya vurdur diyorsun ")..
-Ayrıca hala anlamış değilim arada bir sağına soluna yada arkaya dönüp fısıldaştığında diğer öğrencileri gülme krizine tutturuyor..Ne söyleyip güldürdüğünü bir türlü öğrenemedim..Gerçi yaşları gereği bunları görmemezlikten geliyorum:)
Nedense bende anlayamamıştım o an oradaki velilerin gülüşmelerini
...
...benimkine daha sonra sorduğumda öğrenip anlayacağım ki; ingilizceci öğrencilere doğru yaklaşırken, benimki sağına soluna yada arkasına dönerek, şemsiyesi olan varmı? diye sorarmış..Neden çocuğum diye sorduğumdaysa ingilizceci yaklaştığında konuşurken tükürük saçarak konuşuyormuş ve tüm sınıftaki öğrencilerin "yüzümüzü ıslıyor" diye en büyük muzdarip dertleriymiş
(be hocam bu devirde ayıp değilmi? tamam size saygı duyuyorum..meşakkatli bir iş..büyük emekler harcıyorsunuz, çocuklarınızın birini doktor ötekini mühendis etmişsiniz..lakin öndeki o iki dişinizi dişçiye gidiverip bi doldurtsanız hani diyorum..paranızı mezara götüremeyeceğiniz gibi bu çocukları da bu muzdarip dertten kurtarıverseniz iyi olur be hocam
Resimcimiz
Ben hayatımda resim konusunda, üstelik annesinin yağlı boya tablolarını gördükten sonra bu kadar kabiliyetsiz bir çocuk görmedim
(İşte bu geni eksik ) yapacak bişey yok..laf aramızda resimlerini ben çiziyordum güya hemde en acemi ve çirkin haliyle çaktırmadan..meğer çakıyormuşta haberimiz yokmuş..:PP
(İşte bu geni eksik ) yapacak bişey yok..laf aramızda resimlerini ben çiziyordum güya hemde en acemi ve çirkin haliyle çaktırmadan..meğer çakıyormuşta haberimiz yokmuş..:PP
benimki (3 dakika )...
Etiketler:
Gün
4 Eylül 2010 Cumartesi
Eskidendi o eskiden :)
Canları balkonda kahvaltı keyfi çekince, davetsiz arıların istilasıda kaçınılmaz olur..."Aaa içeri arı geldi" diye bağıran evin küçüğüne "yavrucum burası dışarısı, yani bizler buna balkon deriz" diyerekten bıyık altından güler evin annesi :)) ama ardı arkası kesilmeyip "aaa bi tane daha girdi" der evin küçüğü..."hay allah! şimdi niye geldiniz ki? Henüz kahvaltımızı yapmadık..Ne ara duydunuz da geldiniz? " deyip elinde peçetesiyle gardını alır zamanın renksiz arılarına karşı evin annesi ... :)
-Eskiden arılar pekmeze gelirdi yavrucum, bala gelirdi..
-Nerdeee o eski bal dudaklı arılar ? :))
-Eskidendi o eskiden :))))
-Şimdiki ibnetör arılar ete geliyor, etee... :)))
-Eskidendi o eskiden :))))
-Şimdiki ibnetör arılar ete geliyor, etee... :)))
Etiketler:
Gün
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











