27 Kasım 2010 Cumartesi

Başlığa ne desem boş..



Maalesef biz insanoğullarının, sonunda boğulmak olsada, o sularda yüzmekten vazgeçemediği zamanları vardır..
-------------------------------------
The begining of the end










23 Kasım 2010 Salı

Düşünüyorum ...?



Çocukken babaannem, eve gelen misafirlerinizin yatağını en iyi şekilde yapın..hatta yatağı hazırladıktan sonra şöyle elinizle kontrol edip sonrada oturun ve yaylanın..eğer rahatsa o yatakta misafirinizi yatırabilirsiniz derdi..




Ve hayli kalabalık geçen bir bayram sonrası duyduklarım..
Yataklar pofidik pofidikmiş..
Hiç kalkmak istememişlermiş..Ama sırf dedikoduya zaman ayırabilmek için sabahın altısında kalkmışlarmış :))
Yemek ve hizmet yüz tam puan almışmış :))
Hele hele evdeki temizlik ve düzene bayılmışlarmış...
Gitmeden son gün hernekadar hayır dediysemde ısrarla geldiğimiz ilk günkü gibi bırakalım deyipte yaptıkları temizliği seve seve zevkle yapmışlarmış..
Bu kadar geniş yayla gibi evi temizlemeyi kim istemezmişki ? :))

Ha birde duyduğum bişey daha var..





"Anne ya, biz bunları istanbula davet ettiğimizde, bunlar kadar ev ve piknik hizmetleri yapamayız..Resmen s.çtık :))) Neyse, bizde boğaz sefaları yaptırırız " :)






Ev sahibi olarak bunları duymak güzel şey..Çocuğundan büyüğüne herkesi idare et, ortamı yumuşat, aman kimse kırılmasın, herkesin istediği olsun diye çırpın dur, hep başkaları için çaba..hep başkaları için huzur..hep başkalarını dinle, hep başkalarının derdine çare ara, hep başkaları için ömrünü tüket..
Peki ya kendim..?
Kendim için ne yaptım..?
düşünüyorum..



|

13 Kasım 2010 Cumartesi

Heeey!


Heeeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.

                        


Orhan Veli'nin bu dizeleriyle şöyle bir tavsiyede bulunasım var :)
Git, gör ve keşfet...
Bilinmeyen sokakları, uzak diyarları arşınla, 
yelken aç, kaybol diyesim var.. ama bu, ne korkakların, 
ne kendine nede başkalarına güveni olmayanların işi değil.. 
Bu biraz cesaret işi, birazda yürek işi...


10 Kasım 2010 Çarşamba

SONSUZA DEK BİZİMLESİN



1881-10 KASIM 1938 
Sözün bittiği, izlerinin bitmeyeceği  
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü, saygı ve minnetle anıyoruz.


Tıkla
 




9 Kasım 2010 Salı

:)



 şimdi bu ağaca sırtımı dayasam,
gözlerimi kapasam ve dalsam uzaklara..









Soru - Cevap

Soru    : Canım çokmu acır acaba ? 
Cevap : 5-6 yıldır acıdığı gibi acımaz herhalde ? 
Soru    : Onların gözyaşlarına dayanabilirmi yüreğim ?
Cevap : ?
Soru    : Dayanabilirmi yüreğim, onların yüreği kan ağlarken  .... ?
Cevap : ?
Soru    : Dayansada dayanmasada sonuç değişirmi ? 
Cevap : Değişmez.. O halde ?  Geçer geçer, bu da geçeeer..



3 Kasım 2010 Çarşamba

Ben Keriz Semt Pazarında :)


Geçen hafta epeydir gitmediğim semt pazarına gitmiş ve aktarlardan aldığım zencefili pazarda görünce üstelik köylü kadının ayakları çamur içerisinde zayıfça,çelimsiz görünce acıyıp tüm eşe dosta dağıtacak kadar fazlasıyla alıp verdiğim paranın üstünüde almamıştım...

Hafta boyunca bitki çaylarına, ıhlamura, yaptığım keke vs..katarak tüketmeye çalştım..hani çok çok faydası var diyerekten :))

Ve alışkanlık yapmış olsa gerek, bu haftaki semt pazarına da gittim..Aynı kadıncağızı görünce sonra bakarsın biter gelmez filan diyerekten zencefil kaç lira deyip sorduğumda pazarcı kadın fiyatını söyler söylemez yanımdaki teyze "kızım bu zencefil değilki..bu yer elması" deyince kandırılmış,aciz, biçare ufo görmüş sincaplar gibi afalladım..

-Nasıl yani ? eminmisiniz diye sorduğumda, teyze pazarcı kadına dönerek neden müşteriyi kandırıyorsun? doğruyu söylesene deyince, pazarcı kadının pişkin pişkin gülerek "bende bilmiyorum ne olduğunu" lafıyla hepten tüm sinirlerimi zıplattı..İçimden kızmak, bağırmak, söylenmek geçsede hey allahım bununlamı sınıyorsun beni sinir gülmesiyle, içimden sus bişey söyleme dedim kendi kendime.. ve haksızlığa asla tahammülü olmayan ben, öylece mal gibi baka kaldım pazarcı kadına...

Sonra eve geldiğimde nete girip, şu bir hafta boyunca tükettiğim yer elmasının faydalarına bi bakayım dedim.. Meğer ne çok faydası varmış..Bol miktarda fosfor, demir ve kalsiyumun yanı sıra A ve C vitaminleri içeren yer elması anne sütünü artırıyor, yaşlılara güç veriyor,bağışıklık sistemini güçlendiriyor.. kansızlığa, romatizma, gut hastalığı, kabızlık ve sindirim zorluğundan yakınanlara, ayrıca tok tutucu özelliği ve az kalori içermesi nedeniyle diyet yapanlar için ideal bir sebzeymiş...

Sonra anladımki,Allah benden yanaymış... 
(baktı, bu sıralar bu kul doymak bilmiyor, üstelik sindirim zorluğu çekiyor, bunun bi b.k yapacağı yok, kula bir el atayımda şapşal kulum kendine gelsin dedi zahir... :)) 
Ama bu pazarcı kadına olan öfkemi geçirmedi tabi..Eskiden köylü denilince, saf temiz duygulara sahip kırılgan, utangaç ve de gururlu insanlar gelirdi aklımıza..
Oysa şimdi bazıları insanlıktan çıkıp cin olmuş maaşallah..

Şeytan diyorki git yerleş bir köye , en güzelini, en kalitelisini, en organiğini yetiştir, sonra gel bu ürünleri en ucuzundan çıkar pazara, gör bak bu pazar cinleri siliniyormu silinmiyormu ortalıktan..:))