31 Aralık 2010 Cuma

2011





Allah kimseyi aç, susuz, sevgisiz, ve kimsesiz, darda ve yarı yolda bırakmasın..

Herkese sağlık, mutluluk, huzur dolu günler ve bol şans versin..

Banada...AMİNN..





I Have Dream-Abba

28 Aralık 2010 Salı

Nereye Kadar ?





Hayat oyun oynamayı 
pek bi seviyor..

Seviyorda, 
yorduğunu anlayamadı hala..








25 Aralık 2010 Cumartesi

..

İnceden bir sızı kapladığında yüreğini 
ve haykıramadığında içindeki sessizliği..
dinler...












Cem Adrian - Bana Ne Yaptın | 2010 [HD]





19 Aralık 2010 Pazar

Yokluğun Varlık Olduğu En Güzel Zamanlar

Çıkan şiddetli rüzgardan sonra camdan bakınca yolun bu tarafı gecenin sessizliğine bürünmüş, tamamen karanlık kör bir kuyu gibiyken yolun karşı tarafını gören çocuk  " şu işe bak! bu taraf karanlığa gömülürken karşı taraf disco disco partizane" deyip tuhaf tuhaf bakınıyor...
Belliki uzun süre gelmeyen elektrikler yüzünden evin ve sokağın karanlığa bürünmesi onu tedirgin etmişti..

Karanlıktan ürkmemek gerektiğini en güzel cümleler kurarak anlatmaya çalışırken, bir yandanda sımsıkı sarıp sarmalıyorum..


"Çocukken sık sık elektrikler kesilirdi ama bu bizleri çokda fazla etkilemezdi..hatta o zamanın çocukları bizler, bu durumu eğlence haline getirirdik...Karanlıkta ufacık mum ışığıyla gölge oyunları oynardık..Hikayeler anlatır, birbirimizi korkutmaya çalışırdık.."deyince bayağı bi çocukça bulduğundan bıyık altı hafif tebessüm ediyor...

Şimdi gölge oyunu oynayalım mı desem sanki kuşlar bile gülecekmiş gibi oluyor insan :) 

Ama gelmeyen elektrikler sayesinde ve gecenin karanlığında, demlenen çay ve yanındaki kekle birlikte, battaniyelere sarıldığımız bu iki gece boyunca yapılan sohbet ve kahkahalar içimizi ısıttı..
Ben anlattım onlar dinledi..
onlar anlattı ben..
anlattım..anlattı..anlattık :)



Ve göz kapaklarımızın çöken ağırlığını hissetmeye başlarken anladımki, bazen yokluk en güzel varlık olabiliyordu kısacık yaşamlarımızda...



15 Aralık 2010 Çarşamba

Tanrı'nın ya en kötü cezası, ya da en güzel armağanıydı...


Herşeye rağmen "neden böyle oldu? Neden ben?" demedim..
Ben sadece "neden böyle olmasın" demiştim..

Gereken tek şey ise, yaşamla ölüm arasına bir çizgi çizmekti..
Ve hazır çizginin bu tarafındayken, 
yaşamın tadına varmaktı tek yaptığım..





14 Aralık 2010 Salı

hııh..

Bugün.. 
sadece.. 
kendini sevmek istiyor suskunlarülkesi..
Başka.. 
kimseyi.. 
hiç birşeyi sevmek istemiyor..
..


6 Aralık 2010 Pazartesi

ülkemin güzel pinokyoları :))

Eskiden toplum olarak dahamı dürüst yaşardık ilişkilerimizi, yoksa büyüdükte ancamı vardık gerçeklerin farkına..?

Sanki günümüz insanları yalan sallamakta daha bir ustalaştı..Maşallah öyle profesyonelce yalanlar söylemeye başladık ki, en çakalı bile kanar oldu :))

Malum çağ bilgisayar çağı olduğundan, güzel ülkem pc lerin arkasında görünmeyen pinokyolarla dolup taştı :))

Biz insanlara pinokyo gibi bir özellik verilseydi, evde, işyerinde, sokakta,caddede atılan her bir adımda,sivrilen burunlar yüzünden oramızı buramızı sakınmak için adım atacak yer bulamazdık :))
Neyseki,  yaradan bizleri pinokyo gibi yaratmamış...
Pinokyo dile gelseydi, en pis yalanını söyler sonrada "alın bu uzayan burnumu müsait yerinize" diye sitem ederdi...
Pinokyo bile biz insanlar kadar usta bir yalancı değil..O da zamana yenik düşenlerden olsa gerek..



27 Kasım 2010 Cumartesi

Başlığa ne desem boş..



Maalesef biz insanoğullarının, sonunda boğulmak olsada, o sularda yüzmekten vazgeçemediği zamanları vardır..
-------------------------------------
The begining of the end










23 Kasım 2010 Salı

Düşünüyorum ...?



Çocukken babaannem, eve gelen misafirlerinizin yatağını en iyi şekilde yapın..hatta yatağı hazırladıktan sonra şöyle elinizle kontrol edip sonrada oturun ve yaylanın..eğer rahatsa o yatakta misafirinizi yatırabilirsiniz derdi..




Ve hayli kalabalık geçen bir bayram sonrası duyduklarım..
Yataklar pofidik pofidikmiş..
Hiç kalkmak istememişlermiş..Ama sırf dedikoduya zaman ayırabilmek için sabahın altısında kalkmışlarmış :))
Yemek ve hizmet yüz tam puan almışmış :))
Hele hele evdeki temizlik ve düzene bayılmışlarmış...
Gitmeden son gün hernekadar hayır dediysemde ısrarla geldiğimiz ilk günkü gibi bırakalım deyipte yaptıkları temizliği seve seve zevkle yapmışlarmış..
Bu kadar geniş yayla gibi evi temizlemeyi kim istemezmişki ? :))

Ha birde duyduğum bişey daha var..





"Anne ya, biz bunları istanbula davet ettiğimizde, bunlar kadar ev ve piknik hizmetleri yapamayız..Resmen s.çtık :))) Neyse, bizde boğaz sefaları yaptırırız " :)






Ev sahibi olarak bunları duymak güzel şey..Çocuğundan büyüğüne herkesi idare et, ortamı yumuşat, aman kimse kırılmasın, herkesin istediği olsun diye çırpın dur, hep başkaları için çaba..hep başkaları için huzur..hep başkalarını dinle, hep başkalarının derdine çare ara, hep başkaları için ömrünü tüket..
Peki ya kendim..?
Kendim için ne yaptım..?
düşünüyorum..



|

13 Kasım 2010 Cumartesi

Heeey!


Heeeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.

                        


Orhan Veli'nin bu dizeleriyle şöyle bir tavsiyede bulunasım var :)
Git, gör ve keşfet...
Bilinmeyen sokakları, uzak diyarları arşınla, 
yelken aç, kaybol diyesim var.. ama bu, ne korkakların, 
ne kendine nede başkalarına güveni olmayanların işi değil.. 
Bu biraz cesaret işi, birazda yürek işi...


10 Kasım 2010 Çarşamba

SONSUZA DEK BİZİMLESİN



1881-10 KASIM 1938 
Sözün bittiği, izlerinin bitmeyeceği  
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü, saygı ve minnetle anıyoruz.


Tıkla
 




9 Kasım 2010 Salı

:)



 şimdi bu ağaca sırtımı dayasam,
gözlerimi kapasam ve dalsam uzaklara..









Soru - Cevap

Soru    : Canım çokmu acır acaba ? 
Cevap : 5-6 yıldır acıdığı gibi acımaz herhalde ? 
Soru    : Onların gözyaşlarına dayanabilirmi yüreğim ?
Cevap : ?
Soru    : Dayanabilirmi yüreğim, onların yüreği kan ağlarken  .... ?
Cevap : ?
Soru    : Dayansada dayanmasada sonuç değişirmi ? 
Cevap : Değişmez.. O halde ?  Geçer geçer, bu da geçeeer..



3 Kasım 2010 Çarşamba

Ben Keriz Semt Pazarında :)


Geçen hafta epeydir gitmediğim semt pazarına gitmiş ve aktarlardan aldığım zencefili pazarda görünce üstelik köylü kadının ayakları çamur içerisinde zayıfça,çelimsiz görünce acıyıp tüm eşe dosta dağıtacak kadar fazlasıyla alıp verdiğim paranın üstünüde almamıştım...

Hafta boyunca bitki çaylarına, ıhlamura, yaptığım keke vs..katarak tüketmeye çalştım..hani çok çok faydası var diyerekten :))

Ve alışkanlık yapmış olsa gerek, bu haftaki semt pazarına da gittim..Aynı kadıncağızı görünce sonra bakarsın biter gelmez filan diyerekten zencefil kaç lira deyip sorduğumda pazarcı kadın fiyatını söyler söylemez yanımdaki teyze "kızım bu zencefil değilki..bu yer elması" deyince kandırılmış,aciz, biçare ufo görmüş sincaplar gibi afalladım..

-Nasıl yani ? eminmisiniz diye sorduğumda, teyze pazarcı kadına dönerek neden müşteriyi kandırıyorsun? doğruyu söylesene deyince, pazarcı kadının pişkin pişkin gülerek "bende bilmiyorum ne olduğunu" lafıyla hepten tüm sinirlerimi zıplattı..İçimden kızmak, bağırmak, söylenmek geçsede hey allahım bununlamı sınıyorsun beni sinir gülmesiyle, içimden sus bişey söyleme dedim kendi kendime.. ve haksızlığa asla tahammülü olmayan ben, öylece mal gibi baka kaldım pazarcı kadına...

Sonra eve geldiğimde nete girip, şu bir hafta boyunca tükettiğim yer elmasının faydalarına bi bakayım dedim.. Meğer ne çok faydası varmış..Bol miktarda fosfor, demir ve kalsiyumun yanı sıra A ve C vitaminleri içeren yer elması anne sütünü artırıyor, yaşlılara güç veriyor,bağışıklık sistemini güçlendiriyor.. kansızlığa, romatizma, gut hastalığı, kabızlık ve sindirim zorluğundan yakınanlara, ayrıca tok tutucu özelliği ve az kalori içermesi nedeniyle diyet yapanlar için ideal bir sebzeymiş...

Sonra anladımki,Allah benden yanaymış... 
(baktı, bu sıralar bu kul doymak bilmiyor, üstelik sindirim zorluğu çekiyor, bunun bi b.k yapacağı yok, kula bir el atayımda şapşal kulum kendine gelsin dedi zahir... :)) 
Ama bu pazarcı kadına olan öfkemi geçirmedi tabi..Eskiden köylü denilince, saf temiz duygulara sahip kırılgan, utangaç ve de gururlu insanlar gelirdi aklımıza..
Oysa şimdi bazıları insanlıktan çıkıp cin olmuş maaşallah..

Şeytan diyorki git yerleş bir köye , en güzelini, en kalitelisini, en organiğini yetiştir, sonra gel bu ürünleri en ucuzundan çıkar pazara, gör bak bu pazar cinleri siliniyormu silinmiyormu ortalıktan..:))

24 Ekim 2010 Pazar

Takıntı


Meğer ben bu blog işine fena kaptırmışım..
Hani olurda bu kadar gerizekalılık olurmu dedirtecek kadar hemde..Üstelik herkese kapalı olup, kimsenin görmediği diğer  blogumun şablonu güzel olsa ne olacak, çirkin olsa ne olacak? Kimbilir, belkide en güzelini yalnızca kendime ayırmak istediğimdendir..

Gösterdiğim bu azim ve sabrı yeni bir ülke kurmak adına gösterseydim neler olurdu..Bu kadar süre içerisinde neler yapılırdı neler..

Geçirilen zaman deli etsede takıntı böyle bişey.. 
Öyle bi takarsınki seni nasıl hasta ettiğini anlayamazsın..
Anladığındaysa artık geçtir..



17 Ekim 2010 Pazar

Önce Yüreğine Fısılda

Yatmadan önce uzandığım koltuğa gelerek iyi geceler öpücüğünü verirken, kulağıma fısıldayarak, gece sen uyurken gelip kulağına bişeyler fısıldıycam deyip muzurca gülüyor...

Nasıl yani diyorum... 
Gece biri uyurken, kulağına yapmasını istediğin şeyleri fısıldarsan eğer, uyandığında fısıldanılan şeyleri uygularmış insan diyor. Hani televizyonda, filmlerde öyle oluyormuşya:)) 

Hadi ya...Peki ne fısıldayacaksın diyorum...
Oğluşuna bazı konularda müsamaha göster ve iyi davran diyecekmiş...
Hangi konuda müsamaha..? İyi davranmanın kriterleri neler diyorum..
Sabırlı ol bitanem onlarıda fısıldıycam diyor..

Işıkları söndürüp odama giderken aklıma takılıyor ve yanına gidiyorum...
Uyumadığını görünce  öpücüğümü konduruyorum ve kulağına eğilip, insanların değişmesini beklemek uzun yıllar alabilir..hemde çoook uzun yıllar diyorum..Sen en iyisi uyumadan önce, değişmesini istediğin insanların, değişmelerini beklemeden olduğu gibi kabullenmen gerektiğini, kendi beynine ve kendi yüreğine fısılda... İşte o zaman herşey daha kolay gelecektir sana diyorum...

Anlaştık mı dercesine gözlerimi kapatıp açıyorum aynı şekilde göz kapakları cevap veriyor başını sallayarak :)




***

14 Ekim 2010 Perşembe

14 Ekim Düşüncesi

Elini veren, kolunu kaptırır derler ya hani,
Benimki de  o misal.
Kalbimi verdim, ömrümü kaptırdım sevdiklerime..!




9 Ekim 2010 Cumartesi

Şimdi biraz sessizlik lütfen

Sabah sabah kafamı alıp, öyle yumuşak olmayan bir yastığa koyup bir köşede uyumak istiyorum....
Beynimin her bir hücresinde onyüzmilyon kurtcuk düşünce var.. 
Her birinin kuyruğu birbirini kovalar, dolanır durur, düğüm olur..
Hepsi de bölünerek çoğalır..
Depresif düşünce kalıplarıyla onlar çoğaldıkça ben yok etmeye çalışırım..
Beynim hatırlamak isterken aklım unutmak istiyor.. 
Şimdi uyku vakti..
Şimdi onyüzmilyon kurtcukla sevişme vakti.
Sessizlik ..

6 Ekim 2010 Çarşamba

Meraklılarına :))

İşe gitmediği zamanlarda sabahın kör saatinde kalkan eftenpüften kişisi kısaca neler yapar..
saat 5:00   
önce, şükür allahım bugünede gözümüzü açtırdın der ve yataktan fırlar..odalarda dolanır camları açar evi havalandırır..öte berileri toplar toparlar..ortalığı düzenleyince biraz koltuğa uzanır tv yi açar..kanaldan kanala haber programlarına göz atar..oturduğu yer batmaya başlayınca tekrar kalkar..mutfağa yönlenir..günün yemeğini yapmak için malzemelerini çıkarır..tenceresini ocağın üzerine koyar ve pişmeye bırakır..

saat :6:00
üstünü giyinir günlük koşusu için müzik çalarıyla birlikte kendini dışarı atar..tam koşu pistine gelir kulaklıklarına taktığı müzikçalarından ses çıkmayınca  telefonun şarjının bittiğini anlayınca delirir..öfkesinden koşunun temposunu  daha bi arttırır..koşu bitmiştir evin yolu tutulur..hemen duşa girilir..

saat : 6:30
duştan sonra her gün yapmak zorunda olduğumuz günün altın kahvaltısını hazırlar masayı donatır, çayı demler ve biraz daha uykularını alsınlar diye ses çıkarmadan tembellerin kalkmasını bekler..

saat : 7:00
herkes kahvaltı masasında birbirinin ağzına bişeyler tıkmakla meşgulken benim kafadan 40 tilki geçer..bugün şunu yapayım bunu yapayım..derken kahvaltı faslı biter herkes yoluna der ayrılırız.

saat :7.30
veee evde tek başına..yapılacak işde kalmamıştır.. tekrar tv başına şu manyak programlardan biraz daha manyak şeyler duymak için kanal kanal dolaşır sonra öfke sinir ve küfürler ardı arkasınca kesilmeyince tv kapatılır..

saat : 10:30
biraz nette dolanayım bari der ve girer eftenpüften sitelere..ara ara mutfağın yolunu tutar kendine bişeyler hazırlar tekrar pc başına oturur keyifle..biraz kalkıp eşi dostu arayayım der alır eline teli başlar numaraları çevirmeye..ve eninde sonunda evden dışarı atmak için bi program yapar kendine..

saat : 4:30
gün bitince evin yolunu tutar, üst baş değiştirilir, kollar sıvanır ve geçer mutfağın başına.. yapar, yapar,yapar...yaparda yapar işte..en büyük zevkidir çeşitleri ortaya çıkarmak..

saat :19:00
akşam yemeği için tekrar yemek masasında birleşir herkes..her yemeği tadımlarlarken "lütfen gir şu yemek yarışmasına" derler :) bense "bu yaşıma kadar kimseyi dövmedim bu yaştan sonra abuk sabuk, saçma sapan eleştiri yapan manyakları dövüpte başımı belayamı sokayım ? " der ve sonu gelmeyen gülüşmelerin başlangıcını yaparım..

saat :20:00
herkes bi hoş olmuştur..teprenecek hal kalmamıştır..biraz sohbet... günün getirdiği hoş yada hoş olmayan mevzular anlatılırken her akşam nasıl olur bir türlü anlayamam biri odasına çekilir öteki pc başına ve eftenpüften kişisi dolanır durur elindeki kumandayla tek başına..

saat :23:00  ya da 24:00

gün bitmiştir.. 

sessizlik...

                                         ve herşeye rağmen 






1 Ekim 2010 Cuma

Vicdan Muhasebesi

Tek eliyle arkasına aldığı çelimsiz çocuğu korumaya çalışırken, karşısına aldığı 4-5 kişiyi büyük bir öfkeyle azarlıyor..

Aralarındaki atışmanın eyleme dökülebilir tereddütüyle her an tetikte, çaktırmadan, son safhasına kadar sabırla, pür dikkat izliyorum..Neyseki aralarındaki buzlar eriyor ve tekrar oyuna dönüyorlar... Çocuk işte..Biz büyüklerden daha kolay hallediyorlar problemlerini diyorum :)

Akşam eve gelip "neden onca kişiyi karşına alıyorsun" diye sorduğumdaysa "garibanın teki..güçsüz ve zayıf olduğundan herkesin gücü ona yetiyor, herkes ona hükmediyor..Zaten annesi yok.. " diyince içim burkuluyor...


akşam vakti 
anlıyorum ki, üzülmesine neden olan bir çok olumsuzluğa rağmen, haklı ve güçsüzün yanında olup, güçlülere karşı verdiği mücadeledeki  başarısının hazzıyla vicdanı huzur buluyor gecenin karanlığında..







Ve görüyorum ki; bir kez ölündüğünü öğrendiğinde, nasıl yaşanması gerektiğinide öğreniyor insan...






29 Eylül 2010 Çarşamba

Toplantı ve İçimden geçenler

Okula yeni atanan müdür beni hayli şoke etti..
  demekki siyasetin kol gezdiği bu zamanlarda okullarda, korkusundan doğrularını yutanların, ses çıkaramayanların neme lazımcıların arasında azda olsa, hala ilkeleri doğrultusunda, korkusuzca dik durabilen, atatürkçü, demokrat ve aydın eğitimcilerde varmış dedirtti...

Neyse veli toplantımızdan tek tek kısaca  hal ve durumumuz...                

Türkçecimiz
-Sanırım ailece eski dost ve arkadaş olduğumuz için benle oldukça resmi..Sanki hiç tanışmıyoruz edalarıyla 3 yıldır sizli bizli..yakınlığımızı arkadaşlarından saklıyor gibi..Allah aşkına ne tembihliyorsunuz bu çocuğa..
        
-Çok gururludur..Sende tahmin edersinki, çocuklar çok daha acımasız eleştiri yapabiliyorlar..başarısının sana olan yakınlığımızla ilintili olma ihtimalini ortadan kaldırıyor galiba...
                                                       


 Matematikcimiz
-Çok efendi bir çocuk (....) diyince ilk önce ses tonu geliyor aklıma.Harika bir ses tonu ve diksiyonu var ben bu çocuğun ses tonuna hayranım, kessinlikle değerlendirin :)  
(Şaşkınlıkla birlikte yüzüme yayılan bir gülümseme...)

-Farklı bir zekası var.. (Biliyorum edasıyla hafif bir gülümseme)
Çok zeki bir çocuk.. Sorduğum soruyu neredeyse daha bitirmeden, kalem kağıt kullanmadan havada yakalıyor....
( Oldukça emin bilirim bilirim kafa sallaması)

-denklem yoluyla değilde kısadan..nasıl yapıyor, hangi yoldan yapıyor hala çözemedim..(Şıkları sallıyor olabilirmi hocam diyorum..)
-Kesinlikle hayır diyor..

Fencimiz
-(....) üstü başı düzgün, masası herdaim düzenli ve temiz, sevdiğim, takdir ettiğim, çok saygılı vede başarıyı yakalayabilecek bir öğrencim...
(yüzümde güller açıyor...)

-ve biliyorumki anne ve babası olarak sizlerin (....' nun) üzerindeki payınız çok büyük..sizi kutlarım...
(gül ne kelime..gül bahçeleri açılıyor.. ama yüreğimde..diğer velilere ayıp olmasın diye sevincimi yaşayamıyorum bile..yüzümün kaslarına engelleyerek hafif bir gülümseme yayılıyor göz bebeklerime doğru.

İngilizcecimiz
-Sınıftaki en efendi temiz ve düzgün bir çocuk..Oldukça aktif, zeki ve çalışkan olmasına rağmen ödev tembeli..
(hımmm sorarım ben ona)

-soruları en kısa haliyle cevaplıyor defterine..daha doğrusu bu çocuğa yazmak zul geliyor..
(tehdit vari kafa sallayıp, "adam ederim ben onu" diyorum içimden)

-bir de sanırım jöleye izin vermediğiniz için sık sık saçlarını ıslatıp dikliyor..böyle devam ederse allah korusun sinüzit olacak..
hımmm..kafa sallamalar artıyor.."eh be çocuk sormazmıyım ben sana..o kalpağa benzeyen saçlarımı illede 3 numaraya vurdur diyorsun ")..

 
-Ayrıca hala anlamış değilim arada bir sağına soluna yada arkaya dönüp fısıldaştığında diğer öğrencileri gülme krizine tutturuyor..Ne söyleyip güldürdüğünü bir türlü öğrenemedim..Gerçi yaşları gereği bunları görmemezlikten geliyorum:) 

Nedense bende anlayamamıştım o an oradaki velilerin gülüşmelerini ...
benimkine daha sonra sorduğumda öğrenip anlayacağım ki; ingilizceci öğrencilere doğru yaklaşırken, benimki sağına soluna yada arkasına dönerek, şemsiyesi olan varmı? diye sorarmış..Neden çocuğum diye sorduğumdaysa ingilizceci yaklaştığında konuşurken tükürük saçarak konuşuyormuş ve tüm sınıftaki öğrencilerin "yüzümüzü ıslıyor" diye en büyük muzdarip dertleriymiş  

(be hocam bu devirde ayıp değilmi? tamam size saygı duyuyorum..meşakkatli bir iş..büyük emekler harcıyorsunuz, çocuklarınızın birini doktor ötekini mühendis etmişsiniz..lakin öndeki o iki dişinizi dişçiye gidiverip bi doldurtsanız hani diyorum..paranızı mezara götüremeyeceğiniz gibi bu çocukları da bu muzdarip dertten kurtarıverseniz iyi olur be hocam  
              

Resimcimiz
Ben hayatımda resim konusunda, üstelik annesinin yağlı boya tablolarını gördükten sonra bu kadar kabiliyetsiz bir çocuk görmedim    
  
(İşte bu geni eksik ) yapacak bişey yok..laf aramızda resimlerini ben çiziyordum  güya hemde en acemi ve çirkin haliyle çaktırmadan..meğer çakıyormuşta haberimiz yokmuş..:PP

bakınız


dakka tut dedim
onunki (7 dakika eseri)..


                                                                                          


benimki (3 dakika )... 







26 Eylül 2010 Pazar

Öldüremediğim











Öldüremediğim bir tarafım var içimde...
İçimin muhalif seslerine, 
içimin öteki muhalif sesleri itiraz eder durur..
O vakit delice bir özlem ayaklanıp, 
setleri, duvarları aşarak, 
yokuş aşağı yuvarlanmaya başladığında, 
karşı konulmaz bir güçle 
içimin muhalif sesleri karşı çıkarlar yeniden..

İşte o vakit ben hep burdayım.. 





22 Eylül 2010 Çarşamba

3 şey :)

Eski doğulu düşünürlere göre, dünyada geride bıraktıkları 3 şey huzura kavuştururmuş insanları...


 1- erkek evlada sahip olmak (neslini sürdürmesi için)



2- ağaç dikmek (evrenin düzenini korumak için)



3- Kitap yazıp eser bırakmak (öldükten sonra isminin anılması için )  



Ben ikisini yaptım..Gerisi yaşayacağım hikayeye kalmış:)

Ee ne bekliyosun?

Hadi durma sende huzura kavuş :







18 Eylül 2010 Cumartesi

Şeytan Diyor ki :)



Sabahın kör saatinde arka bahçedeki bu horozu kim uyandırır.?
Niye uyandırır?
Ne diye uyanır?
Niye öter?
Ne diye öterki?





Sırf horoz sesiyle doldurulmuş bi kaseti git yerleştir geceden kümesine,
ötsün dursun kulağına saatlerce..
gör bak bi daha ötüyor mu ertesi güne.. 


15 Eylül 2010 Çarşamba

Kim Tutar Seni


Sabah saatin 6 sı ve ben her zamanki gibi tabana kuvvet sahil koşusundayım..Kulaklığımda, Neşat Ertaşın kaşların karasına türküsü çalıyor..
Koşuyu bırakıp oynamamak için dürtülerimle epey bir savaş veriyorum..

Olsun diyorum eve dönünce bu türküyle oynamassam namerdim diyorum :))


Evet bugün oldukça manik bir gündeyim...Tutmayın en güzel elbiselerimi giyip en güzel yemeklerimi yapıcam, Ayşe teyzenin deterjanlarıyla donanıp tuvaletlere banyolara balkonlara dalıcam..olmadı uçucam..yok yok serbest bırakılmış bir gülle gibi istediğime çarpıp patlıyıcam..sonra kendi kendimi imha edicem..hey haattt ..! ne zor şey bu maniklik yahu..dolup taşan bu enerjimi nereye harcasam bilemedim :))


13 Eylül 2010 Pazartesi

Unutulmuş

Sabah çocuğu dersaneye götürürken benzinliğe girip depoyu doldurduktan sonra kasaya yönleniyorum..Kasadaki beyfendiye kartımı uzatıyorum..
Bir kaç denemenin ardından hanfendi post cihazı kartınızı okumuyor, hata veriyor deyince  
-Alla allah nasıl olur? vermemesi lazım diyorum..
-Telaşlanmanıza gerek yok..Üzerinizde nakit yoksa siz işlerinizi halledin dönüşte uğrarsınız deyince içimden hmmm tanıdık müşterileri olmanın güzel tarafı diyor ve oradan çıkıp bankaya yol alıyorum..
Tam otoparka girecek oluyorumki eşimle rastlaşıyoruz..Kısaca sorunu anlatıp birlikte bankaya giriyoruz..Sıra bana gelince banka çalışanına sorunu anlatıyorum..Bir kaç dakikanın ardından bankacı bana uzun süreli kullanılmayan kartlarda bu tür sorunlar olabilirliğini vs. gibi bür sürü şey anlatıyor..

Sonra dönüp bana,
-Sizin bu bankada 2 hesabınız varmış diyor
-Hayır yanlışınız var tek hesabım var diyorum..
-Hanfendi burda birde döviz hesabınız var diyor..
-Aa olabilir önceden açtırıp sonra kapatmışımdır diyorum..

Kadın bi bana bi eşime bakarak sanki gizlenen bir şeyi saklar gibi ne diyeceğini şaşırıyor ve gülümsüyor :))

-Eşimle birlikte meblağ yoktur muhtemelen diyoruz..
Tekrar tedirgin ama gülümseyerek "var" diyor..
-Ne kadar? diye soruyorum
-Şu şu kadar dolar diyince
-Eşim  ve ben her ikimiz birden büyük bir şaşkınlıkla neeee ? diyoruz :)

 kadın şüpheyle bi bana bi eşime bakıp gülümsüyor..

-Ya ben bunu nasıl unutmuşum diyorum..
bir an kendimi bunamış, kendinden bi haber hafızasını kaybeden yaşlılara benzetip "Seni bunak kadın seni" diyorum kendi kendime :))

bankacı kadın şaşkınlığımı görünce kesin eşimden sakladığım bi hesap olduğunu düşünerek belkide ağzında gevelemek zorunkaldı diye düşünüp pişkin bir gülümseme yerleşiyor yüzüme :))

Neyseki sabah sabah  karttaki arızanın verdiği bu öfkenin yerini, zavallı, bir kenarda unutulmuş vadesiz olduğundan ana paranın azalmış olduğu döviz hesabı beni hayli memnun, pek memnun, duble memnun :)))  etmiş olup, bende tüm sinirleri alınmış sırıtan bir yüz ifadesi alıyor :)
o şimdi evde paracıklarını sayıyor :))))





Referandum ve Maç





Aziz Nesinin söylediği o yüzdelikteki kısıma sanki maç sonu evet hediyesi olarak 
vuvuzela verdiler uygun yerinize diyerek..  :))



12 Eylül 2010 Pazar

Bu sabah



Kırılan 3 yumurtanın ardından dördüncü yumurtada civciv çıkınca 
haliyle tüm iştah kaçıyor ve mide alt üst oluyor :(  
Şimdi referandum için sandık başına gidiyorum.. 
Bakalım ilerleyen saatlerde daha neler çıkacak..


4 Eylül 2010 Cumartesi

Eskidendi o eskiden :)


Canları balkonda kahvaltı keyfi çekince, davetsiz arıların istilasıda kaçınılmaz olur..."Aaa içeri arı geldi" diye bağıran evin küçüğüne "yavrucum burası dışarısı, yani bizler buna balkon deriz" diyerekten bıyık altından güler evin annesi :))  ama ardı arkası kesilmeyip "aaa bi tane daha girdi" der evin küçüğü..."hay allah! şimdi niye geldiniz ki? Henüz kahvaltımızı yapmadık..Ne ara duydunuz da geldiniz? " deyip elinde peçetesiyle gardını alır zamanın renksiz arılarına karşı evin annesi ... :)
-Eskiden arılar pekmeze gelirdi yavrucum, bala gelirdi..
-Nerdeee o eski bal dudaklı arılar ? :))
-Eskidendi o eskiden :)))) 
-Şimdiki ibnetör arılar ete geliyor, etee... :)))